Kavânin-i Osmâniyye

Osmanlı hukuk tarihinde maceralar

19. yüzyıl’da Osmanlı’da avukatlığa dair yapılmış değerli çalışmalar mevcut. Ancak benim merak ettiğim Avukatlığın günlük pratiği nasıl işliyor.

Buna dair Mehâkim-i nizamiye dâva vekilleri hakkında nizâmnâme ve ücret tarifesi bize biraz fikir verebilir. Özellikle de ücret tarifesi mesleğin işleyişine dair fikir veriyor.

Kabaca özetlersek (ilk derece mahkemeleri için):

  • Reyname Ücreti: 50 kuruş. Bu anladığım kadarıyla, günümüzde, görüşme ücretine denk geliyor. Örneğin Avukatın Kitabı, Özkent, s. 53’te bunu “istişare” ücreti olarak verilmiş.
  • Dava ile ilgili dilekçeler: Yüz elli kelimeyi geçmeyen dilekçeler için 30 kuruş, geçerse her ekstra yüz kelimede ekstra 5 kuruş. İlamlara itiraz dilekçesi 25 kuruş.
  • Celse Ücretleri: Kesin olarak görülen (istinaf yolu kapalı) işlerde her muhakeme için 30 kuruş, istinaf yolu açık olanlarda 50 kuruş.

Burada ilginç olan, günümüzde sözlü danışmanın, en azından teoride, saat üzerinden ücretlendirilirken ve yapılan işin türüne göre ücret alınırken geçmişte dilekçedeki kelime sayısının belirleyici olması. Elbette pratikte bu nasıl işliyordu, ne kadar işliyordu, şimdilik bilmiyoruz 😀

Peki bu ücretlerin o dönemdeki anlamı neydi?

Google’da hızlı bir araştırma ile Kemal Karpat’ın 1880'de Kayseri Sancağı'nın Sosyal, Ekonomik ve İdari Durumu: İngiltere'nin Anadolu Konsolos Yardımcısı Lieutenant Ferdinant Bennet'in Raporu (Ekim 1880) çalışmasına (Bayram Bayraktar çevirisini yapmış) ulaşıyoruz.

Sayfa 887’de, 1880’de Kayseri’deki ücretleri görüyoruz:

Devam ediyoruz. Sayfa 888’de Kayseri’deki pazar fiyatlarını görüyoruz.

Yani verilen avukatlık tarifesine göre en basit dilekçe karşılığında 30 kuruş ile bir çift çizme alınabiliyor 😀. Benzer şekilde avukatlık ücretleri yukarıdaki tabloda verilen aylık/haftalık işçi ücretlerinin çok üstünde görünüyor.

Elbette bu karşılaştırma kesin bir sonuca varmaya yetmiyor. Aradaki dört yıllık fark ve enflasyonun da dikkate alınması gerekiyor. Ama yine de verilen tarifeyi bağlama oturtmak için fikir veriyor.

Biraz daha ilerliyoruz. GÜVEN, T., KARAOĞLU, Ö. (2020). VELİEFENDİ BASMA FABRİKASI’NDA İŞÇİ ÜCRETLERİ (1848-1876). Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 20(2),389-412 çalışmasına ulaşıyoruz.

Sayfa 402’de Veliefendi basma fabrikasında 1876’da ortalama çalışan ücretlerinin 300 kuruş olduğunu görüyoruz. Yani 10 kısa dilekçe ücretine denk geliyor 🙂.

Tekrar etmiş olalım: Tarife gerçekten ne kadar uygulanıyordu, bildiğim kadarıyla henüz elimizde bir bilgi yok.

Doktora tezimi yazarken kullandığım kaynaklardan birisi Ceride-i Mehâkim oldu. O zamanlar henüz büyük dil modelleri (LLM) piyasada yoktu. Ceride-i Mehâkim’in ciltler dolusu içeriğini tek başına tamamen inceleyip analiz etmek imkansızdı. Bugün sanırım bu yavaş yavaş değişiyor. Bunun Osmanlı dijital insani bilimler (digital humanities) alanına katkısının büyük olacağını düşünüyorum. Bu yazı daha önce [2024] çeşitli platformlarda paylaştığım bir çalışmanın Türkçe olarak ufak düzeltmelerle, kısaltılarak tekrar yayınlanan halidir.

Osmanlı Yargı Atamaları (Ekim 1901-1903) 🗺

Journal Image

[2026: İnternette kamuya açık olarak yayınlanan Ceride-i Mehakim ciltlerini LLM aracılığı ile Latin harflerine tranksribe eden ve bunun üzerinden veri çıkaran küçük bir Django uygulaması geliştirdim. Şuradan ulaşılabilir: GitHub – OttomanMobility]

Weiterlesen...

Bu konuda yazılmış oldukça detaylı çalışmalar mevcut. Özellikle Ali Adem Yörük’ün yüksek lisans tezi Mekteb-i Hukuk'un kuruluşu ve faaliyetleri (1878-1900) – 2008 faydalı kaynaklardan birisi.

Okulun dahili nizamnamesinde (Mekteb-i Sultanide teşkil olunan hukuk mektebinin nizamnamesi) dikkatimi çeken iki noktayı paylaşmak istiyorum.

Derslere Dışarıdan Devam

Dördüncü Madde: Mektebde okunacak derslerde hâricden bulunmak isteyenler devâm ve imtihân ile mükellef olmayacak ve bunlara diploma i’tâ olunmayıp muallimleri tarafından birer kıt’a tasdîknâme verilebilecek ve bu kısım talebenin isimleri dîger bir deftere kayd ve işâret olunarak yedlerine birer kıt’a duhûliye varakası i’tâ edilecektir.

Yani isteyenler hukuk mektebinin derslerine dışarıdan katılabilecekler. Sınava girmeyecek ve diploma almayacaklar. Ancak kendilerine bunun karşılığında bir belge verilebilecek.

Mektebe dışarıdan devam etmenin pratikteki veya meslek hayatındaki katkısı ne olur bilemiyorum 🙂. Ancak böyle bir imkanın olması enteresan. Kaç kişi dışarıdan derslere katılıp belge almıştır, bildiğim kadarıyla buna dair bir veriye şimdilik sahip değiliz.

Ders Programı

( Hukuk Mektebinde Tedris Olunacak Derslerin Cedvelidir )

Fıkh, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, Usul-i Fıkh, Hukuk-ı Umumiye (yani ilm-i hukukun milel-i salifede bulunduğu derecatı muhtasar gözden geçirmek), Kavanin ve Nizamat-ı Devlet-i Aliye, Roma Kavanini, Kanun-ı Ticaret, Usul-i Muhakeme, Kanun-ı Ceza ve Usul-i İstintak, Kavanin-i Bahriye, Hukuk-ı Düvel ve Milel, Muahedat, (Ekonomi Politik), Tedbir-i Müdün yani Servet-i Milel.

19. yüzyılın sonlarına doğru fıkıh, her ne kadar Mecelle ile kodifiye edilmiş olsa da, halen hukukun temel kaynaklarından birisiydi. Bu ders programında da fıkıhla beraber roma hukukunun da okutulduğunu görüyoruz. Ayrıca, 19. yüzyıldaki kanunlaştırmaların ve hukuki dönüşümün sonucu olarak yeni hukuk alanlarının okutulmaya başladığını görüyoruz: ceza usul hukuku, deniz hukuku ve milletlerarası hukuk gibi.

Midye ve İstiridye Nizamnamesi’ni ele alalım. Birinci maddenin Büyük Dil Modeli (LLM) ile latinizasyonu şu şekilde:

Birinci madde: Midye ve istridye tarlası olarak kırk dört gedik üzerine me’zun bezirgânânın istinâdât-ı vâkıaya mutasarrıf oldukları Samatya’da Mermerkule’den Kızılburun’a ve Ahırkapı’dan Sarayburnu’na ve Yemiş İskelesi’nden Kireçkapısı’na ve Cibali’den Balat ve Tophane’den Beşiktaş’a ve Kuruçeşme’den Arnavutköyü’ne ve Baltalimanı’ndan Rumeli Feneri’ne ve Kızkulesi’nden Fenerbahçesi’ne ve Çengelköyü’nden Anadolu Feneri’ne kadar vâki‘ dokuz mahalden yalnız mutasarrıfların veyahut ondalıcıların Balıkhane tarafından hâmil oldukları ruhsat tezkiresi mûcibince midye ve istridye çıkarabilip bunlardan maada gerek yerli ve gerek ecnebi olsun hiç bir kimesne tarafından midye ve istridye çıkarılamayacaktır.

Aynı metnin görüntüsü:

me’zun bezirgânânın isti” şeklinde yazılan kısmın “madrabaz esnafının ba-senedat” olması gerekirdi. “vâkıaya” kısmı ise en azından “vakf…” olmalıydı.

Daha küçük hatalara örnek olarak: “Balat”, “Balat’a”; “ondacıların”, “ondalıkcıların” olmalıydı.

Toplam 81 kelimede 4 önemli hata, 2 de önemsiz hata sayıyoruz. Bu küçük örnekten, önemsiz hatalar dahil %92.5, önemsiz hatalar hariç %95 doğruluk oranı sonucu çıkarıyoruz.

Önemli hatalar tek tük olsa da bu tür metinleri incelerken LLM’lerin hatalarını tespit edebilmek ve metni doğru anlamlandırabilmek için halen Osmanlıca bilmemiz gerekiyor 🙂. Bunu tamamen dil modellerine delege etmek mümkün görünmüyor.